Günümüz Türkiye şartlarında artmakta olan enflasyon, kazandığımız maaşlara yapılan zam ile ters oran da artan pahalılık ve satın alınan ürünlere getirilen yüksek miktardaki zamlar, zaten geçim sıkıntısı çeken vatandaşlarımızdan birçoğunun hayatına olumsuz yönde etki etmeye başladı. Eğer gerekli önlemler alınmazsa bu gidişle de durdurulmak yerine bir çok ekonomistin öngörülerine göre şiddetini arttırarak devam edeceği tahmin edilmektedir.

Bütün bu bahsettiklerimiz, Türkiye’nin gündemini saçma sapan magazin haberleri veya iç çekişmelerle geçen siyaset gündeminden daha çok ilgilendirmektedir, fakat gel gelelim ki çoğu vatandaşımızın bu konuyla ilgili maalesef en ufak fikri dahi yoktur.

İçinde bulunduğumuz ekonomik bunalımın topyekun sebebi ise: Dünyanın günümüzdeki siyasi yapısı, geçmişteki ve günümüzdeki devletlerin ekonomilerine yön veren isimlerin yaptığı başarısız diploması ve duyarsız ekonomi hamleleridir.

Her geçen gün ülkeler arası artmakta olan siyasi kriz ve ekonomik yaptırımlar zaten geçmişten bize miras kalan dünya ekonomik krizi tehlikesinin ilerleyişini git gide hızlandırmaya başlamıştır.

Peki ya nedir bu yaklaşmakta olan dünya ekonomik krizi? Dünya’nın en güçlü, süper güç olarak tabir edilen ülkelerinden tutun da en seyrek nüfuslu ekonomisi dar ülkelerine kadar, devletler zaman zaman şiddeti ve büyüklüğü değişkenlik gösteren ekonomik problemlerle baş etmek zorunda kalmaktadırlar. Fakat ne yazık ki ülkeler finansal bir krizle karşılaştıklarında krizi düzeltici uzun vadeli önlemler almak yerine kısa vade de günü kurtaran önlem olarak tabir edebileceğimiz kolay yolu seçerek yani para basarak çözmektedirler.

Bu verdiğimiz örneği az önce saydığımız her türden ülkelerin merkez bankaları  maalesef ki yapmaktadırlar. Dediğimiz gibi bu yöntem kısa süreli fayda sağlasa da uzun vade de çözüm sağlamamakla birlikte gelecekte dünya da yaşayacağımız ekonomik krizin şiddetini arttırıcı hamleler olarak tanımlayabiliriz. Ülkelerin merkez bankalarının başındaki isimler ya bu ihtimali kestirememekte ya da umursamamaktadırlar. Yorumu sizlere bırakıyorum…

Büyük balığı bile boğabilecek fırtınalı bir denizi andıran dünya ekonomisinde ülkemizin durumu nedir? ve ülkemizi bekleyen tehlikeler nelerdir?

Her ne kadar siyasiler “ekonomimizin temelleri sağlamdır” diyerek ekonomik kriz tehlikesi yok deseler de bu deyişler artık inandırıcılığını kaybettirmiş durumdadır. Dünya ‘ya özellikle teknoloji ve sanayi ürünleri üretmeyen bir çok kaynakta dışa bağımlı bir ülke olan Türkiye, yıllardan beri kronik sorunlarla dolu     ekonomisini bir türlü düzeltememiştir. Zaten bu sağlıksız yapı içerisinde son yaşanan bir grup terör örgütünün hükumete yaptığı darbe girişimlerinden  sonra Türk ekonomisine olan güven de ciddi bir hasara uğramıştır. Çünkü bir ülkenin ekonomisine olan güven aynı zamanda o ülkenin siyasi ve bürokratik yapısına olan güvenle ayrılmaz bir bütünlük içerisindedir. Biri olmadan diğeri, diğeri olmadan da biri asla olmaz. Bu kısma kadar siyasilerin bize dayattığı ekonomimizin temelleri sağlamdır söylemini ele alıp analiz ettik.

Bir diğer bizi bekleyen tehlike ise, malum yeni ABD seçimleri ile yönetime gelen Başkanın izlediği ihracatı arttıran ve ham madde ithalatını kısan ekonomik politikası sebebiyle Türkiye ve benzeri dünya ‘ya ham madde pazarlayan ülkeleri zora sokmaktadır. Eğer bu politikayı diğer güçlü ülkeler de izlemeye başlarlarsa, dünya da ciddi bir ekonomik kriz kapıda olacaktır.

Dünya eski dünya değil, ekonomi de eski ekonomi değil artık. Dünyayı batmakta olan bir kapitalizm gemisine benzetebiliriz. Ve bu gemideki her ülke gemiyi beraber tamir etmek yerine kendilerine birer sal yapıp sadece kendilerini, kendi

ekonomilerini düzeltmek için her türlü yola başvurmaya başladı. Bu yöntem de ne kadar sağlıklı olur bilinmez, çünkü dünya üzerinde her ülke kendince; “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” misali diğer ülkelere ekonomik açıdan muhtaçtır. Eğer bencilce siyaseti ve savaşı bırakmazsak hepimizin başı ciddi belada olacak.