Ana Sayfa Blog

Enflasyon Nedir ?

0

Nedir Bu “Enflasyon ?”

Enflasyonun Tanımı 

Enflasyon, fiyatlar genel düzeyinin sürekli ve hızlı olarak yükselmesi olarak tanımlanabilir. Enflasyon, fiyatlar genel düzeyindeki devamlı bir artış sürecinin yanında paranın değerindeki sürekli bir düşmeyi de ifade eder. Enflasyon ekonominin ciddi bir sorunu olarak ortaya çıkar. Enflasyon ekonominin sorunlarının artmasına ve ekonominin bozulmasına neden olabilir.

Ortaya çıkışına neden olan etkenler göz önüne alındığında enflasyon, talep enflasyonu ve maliyet enflasyonu diye ikiye ayrılır.

Talep enflasyonu

Üretilen mal ve hizmetler, tüketici talebini karşılayamadığı zaman talep artışından dolayı fiyatlar artar. Talep enflasyonu üretimi artırıcı tedbirler veya toplam talebi azaltıcı tedbirler alınarak çözümlenebilir.

Bu sayede satıcı stokları hızlı bir şekilde tüketir ve daha fazla kar edebilir. Satıcı oldukça mutlu bir dönem geçirebilir 🙂

Maliyet enflasyonu

Herhangi bir nedenle üretimde kullanılan kaynakların fiyat artışları üretim maliyetlerinin yükselmesine, maliyetlerin artması ürün fiyatlarında artışa neden olacaktır. Fiyat artışları toplam talebin azalmasına neden olacaktır. Talep düşüşü piyasalarda durgunluğa neden olur. Enflasyon ile ekonomik durgunluğun aynı anda yaşanmasına stagflasyon denilmektedir. Maliyet enflasyonu genellikle ithalatı yüksek ülkelerde görülür.

Bunun sonucunda artık yerli üretimden kaçınılmaya başlanarak dışa bağımlılık  ve işsizlik  oranı artar. Dışa bağımlılık artar çünkü kendi kaynaklarını işleyecek fabrikaları ve işçileri pahalı buluyorsun, işsizlik oranın da artar çünkü fabrikaların çalışmıyor. Artık o işçilere ihtiyacın tabi ki yok!

Dünya Savaşı sonrası Türkiye kendi uçaklarını üretirken, günümüz dev uçak firması geldi ve siz 5’e üretiyorsunuz, biz size 4’e satalım, siz de bu yükten kurtulun! Diyerek o dönem ucuza kaçıldı ve gelecek nesle ihanet edildi.

Günümüzde kağıt fabrika ve nice fabrikaların tek tek kapatılmaya başlandığı gibi, dışa bağımlılık gittikçe artacak, artıyor…

Enflasyonun Nedenleri

Ekonomilerde enflasyon istenmeyen bir olgudur. Kaynakları kıt olan ve nüfusu fazla olan ülkelerde daha fazla görülmektedir. Çünkü kıt olan kaynakların daha fazla tüketiciye paylaştırılması önemli bir sorundur. Enflasyonla mücadelede başarı sağlayabilmek için, enflasyonun nedenlerini bilmek yerinde olacaktır. Enflasyonun nedenleri olarak;
– Ülkeye karşılıksız olarak dış piyasalardan giren para, altın, döviz miktarının artması,
– Ülkedeki toplam harcamaların toplam gelirlerden daha fazla olması,
– Üretim miktarının çeşitli nedenlerle azalması,
– Üretim faktörlerinin fiyatlarındaki artışların fazla olması,
– Tedavüldeki para arzının artması,
– Teknolojik yenilikler, yapısal bozukluklar veya yetersizlikler sayılabilir.

Enflasyonu Sonuçları
Enflasyonun Ekonomik Sonuçları

Hızlı fiyat artışları üreticiyi elde edeceği kârdan, tüketiciyi ise ihtiyaçlarını karşılamaktan mahrum etmektedir. Üretim faaliyetine katılan tüketicinin geliri düşerken, alacağı mal fiyatları artmaktadır. Enflasyonun sonuçlarını şöyle sıralayabiliriz.
– Üretim yapmak cazibesini yitirir. Üreticiler ellerindeki fazla nakiti kolay para kazanmak amacıyla emlak, altın veya dövize yatırırlar. Bu da finansal piyasalarda dalgalanmaya yol açar.
– Paradan kaçış ve mala hücum olduğundan üretim, iç tüketime bile cevap veremeyeceği için ihracat gelirleri düşer.
– Bütçe açığı daha fazla artacağında giderleri karşılamak için dış borçlanma artar.

Enflasyonun Sosyal Sonuçları
– Refah düzeyi gittikçe düşer.
– Maaş ve ücretlerdeki artış yapılmaz.
– Bunların sonucu olarak toplumda gelir dağılımı bozulmakta, eşitlik ve sosyal adaletten uzak, huzursuz ve sağlıksız bir toplum oluşmaktadır.
Enflasyonla Mücadele Yolları

 Enflasyonu önleyebilmek için öncelikle enflasyona neden olan yapısal sorunların çözülmesi gerekmektedir. Bunun için devletin, firmaların ve tüketicilerin üzerlerine düşen görevleri yerine getirmeleri gerekmektedir.

Devletin görevleri

– Gelirler ve giderleri arasındaki fark fazla olmamalıdır.
– Uygun para politikası izlenmelidir.
– Devlet kuruluşlarının zararları hazineden karşılanmamalıdır.
– Gereksiz personel çalıştırılmamalıdır.
– Döviz dar boğazına düşülmemeli, ihracatı artırmak amacıyla devalüasyona gidilmemelidir.
– Devlet harcamaları gereksiz artırılmamalıdır.

Firmaların görevleri

– Verim artırıcı tedbirler alınırken, aşırı kâr yapılmamalıdır.
– Ücret artışları, üretim ve verimdeki artışlar oranında yapılmalıdır.
– Vergiler gerçeği yansıtmalı ve zamanında ödenmelidir.
– Rekabete ayak uydurulmalıdır.
– Verimsiz yatırımlara yer verilmemelidir.

Tüketicilerin görevleri
– Gelir ve gider dengesini kurmalı, aşırı ve gösterişe yönelik tüketime yönelmemelidir.
– Bilinçli tüketici olmalı, alış veriş kurallarını bilmelidir.
– Tasarruflarını artırmaya çalışmalıdır.
Fiyat Endeksleri

Her ülkede enflasyon oranını belirlemek için çeşitli ürünlerin aylık fiyat değişimleri baz alınarak hesaplanır. Ertesi ay aynı ürünlerin fiyat değişimleri (endeksleri) bir önceki aya göre tekrar hesaplanır. Ülkemizde en çok kullanılan ürün fiyat endeksleri:

TÜFE: Tüketici fiyat endeksi
ÜFE: Üretici fiyat endeks
TEFE: Toptan eşya fiyat endeksi

Hasta Avrupa Birliği

0
Avrupa Birliği Bayrağı

Avrupa Birliği ya da kısaca AB’nin küresel siyasette pasif kalmasından evvel ilk olarak bu örgütlenmenin küresel bir güç olup olmadığından söz etmek lazımdır. Şüphe yok ki AB tüm dünya tarafından yakından tanınan bir örgüttür. Ancak küresel güç oluşu ve dünyaya kısmen de olsa tahakkümü yalnızca ekonomik açıdan söz konusu olabilmektedir. Yoksa siyasi anlamda ya da ekonomi dışında herhangi bir alanda aktif rol oynaması halihazırda mümkün olamayacaktır. Bu nedenle siyasi açıdan küresel bir güç olduğunu ifade etmek de son derece güçtür.

Avrupa Birliği Bayrağı

Ülkelerin Şahsiyetleri Korunmaya Devam Etmekte

Siyasi anlamda Avrupa Birliği’nin pasif kalmasının en önemli sebepleri arasında şüphe yok ki ülkelerin halen daha kendi içlerinde ulusal yapılanmalarını koruyor olmalarıdır. Söz misali halen daha Almanya, İngiltere ve Romanya gibi ülkeler tüm benlikleri ile varlıklarını sürdürmektedir. Ancak bazı anlaşmalar gereği dış politikada birlikte hareket etmek durumundadırlar. Nitekim İngiltere de bu nedenle Brexit’e “Evet” demiş ve Avrupa Birliği’nin bağımsızlığını zedelediğini ifade etmiştir. Gerçekten tüm devletlerin uzlaşı içerisinde olmadıkları bir durumda ortak dış politika izlenmesi ve dolayısıyla küresel siyasette aktif olunması da söz konusu olamayacaktır.

Devletlerin Bakış Açıları En Önemli Engel

Devletlerin pek duruma pek çok zaman bakış açıları farklı olmuştur. Söz misali Avusturya Türkiye’deki terör ve mülteci sorunları hakkında farklı düşünürken, Malta bambaşka bir düşünceye sahip olabilmektedir. Hal böyle olunca da ortak bir alanda birleşmek suretiyle harekete geçmeleri söz konusu olamayacaktır. Bu gibi alanlarda oy birliğine varılan haller ise son derece sınırlıdır. Kaldı ki bunlar daha ziyade bölgesel siyaset açısından önem taşıyan hususlardan ibarettir. Aynı zamanda ülkelerin AB üyesi olmayan üçüncü ülkeler ile ilişkilerinin birbirlerinden farklı olması da küresel siyasetteki bu pasifliğin en önemli nedenleri arasında yer almaktadır.

Hedef Belirleme ve Ulaşma Süreci

0

Hayatta her zaman hedeflere sahibiz, en basitinden en kritiklere kadar.

Bazen hedeflerimiz bize uzak gelir, ulaşamayacağımızı düşündüğümüz anlar olur fakat başarmak için inanmak ve başlamak gerekir bu iki temeli attıktan sonra geri kalanlar ise hedefimize ulaşma yolunda aşılabilecek kademeler olur.

Tabularımız ilk hedefimize ulaşana kadar olmalıdır.

Başaracağımızı gördükten sonra hedeflerimizi büyüterek ilerlemeliyiz.

Hedeflerimiz için başlıca 3 maddemiz var ;

1-Bilinçli ve sabırlı olmak : Her insan yapabileceklerini kestirebilir, sabrımızı koruyarak bu bilinçle beraber bu hedefi neden koyduğumuzu unutmamalıyız.
2-Realist hedefler koymak : Başarmak istiyorsak öncelikle potansiyelimize göre gerçekçi ve ulaşılabilir bir hedef koymalıyız.
3-Kararlılı ve stabil çalışmak : Kararlı olup düzenli bir şekilde ilerlemeliyiz, yol boyunca büyüklü küçüklü engeller illa ki olacaktır bunları aşarak ve elde ettiğimiz çıkarımlarla eskisinden daha iyi devam etmeliyiz.

Bu temel kazanımları edindikten sonra adım adım ilerleyerek gitmeliyiz. Şimdi ise kendimce uyguladığım adımları sunacağım, katkısını gördüm ve hala görmekteyim.

1. Adım : Hedef Belirleme

Kafamızdaki soru işaretlerinden kurtulup kendimize sabit bir hedef belirlemeliyiz eğer ki birden çok hedefi aynı anda gerçekleştirmek istiyorsak ya kapsamlı tek bir hedef belirleyeceğiz ya da birçok küçük tekil hedef oluşturacağız.

2. Adım : İnanmak

Koyduğumuz hedefe bizi en çok yaklaştıracak şey ise kendimize, yapabileceklerimize inanmak. Başarmanın yarısı inanmak derler ya hakikaten öyle abartı falan değil.

3. Adım : Çalışma

Üşengeçlik etmeden, elimizden geleni yaparak çalışmak hedefimiz için şart olmalı ve bu şarta uymalıyız.

4. Adım : Dirayet

Hedef yolumuzda hevesimizi kıracak pek çok engel olacaktır fakat bunları aşarak -ikinci adımı uygulayarak- dirayetli bir şekilde çalışmaya devam etmeliyiz.

5. Adım : Devamlılık

Hedef öncesi veya sonrası hatta sonraki hedefimiz dahil devamlılığımızı korumamız gerekiyor.

Ek Olarak ;

Hedefimizi neden koyduğumuzu unutmamalıyız ve bunun yanı sıra kendimize ufak hatırlatmalar yapabiliriz, örnek olarak -klasik olacak- hedefimizi bir yerlere yazmak gibi.

Başlıca adımlarımız bence bu şekilde olmalıdır, daha da detaylandırılabilir bu kişiye kalmış fakat yüzeysel dahi olsa bu adımlar sayesinde hedefinize ulaşmanız kaçınılmaz olacaktır.

Umarım ki hakkını veren herkes hedeflerine er ya da geç ulaşacaktır.

Para Kazanma Stratejisi: Restoranların Tatktiği

0

Burger King ve McDonalds gibi fastfood zincirleri ve daha fazla para

Bu tarz fastfood servislerinin göze batmayan ve akıllıca stratejileri var. Örnek olarak gittiğimiz zaman herhangi bir menüyü söylüyorsunuz. “Yanında şunu da verelim bu kadar lira, onu da alırsanız bu kadar lira indirimli” tarzında söylemler ben de dahil olmak üzere çoğumuzun ilgisini çekmekte. Bu strateji sayesinde fazladan milyonlarca dolar elde etmeyi başarıyorlar.

Kulağa basit gibi gelse de aslında çok dahice bir plan, sonuçta hazırladıkları yiyeceklerin maliyetinden kat ve kat kar edebiliyorlar ve sanki gerçekten indirim yapılmış gibi gösteriliyor.

Farklı bir hileyle daha karşınızdayız, araştırırsanız renklerin insanlar üzerinde ki etkisini öğrenebilirsiniz.

Bahsettiğim tarz restoranların logosu, iç dizayn ve menü kataloğu çoğunlukla “Sarı”, “Turuncu” ve “Kırmızı” renkten oluşur.

 

 

“nasilkolay.com” sitesinden aldığım “Sarı” , “Kırmızı” ve “Turuncu” renklerinin açıklamasını yapıyorum:

Sarı:

Sarı insana mutluluk veren, neşeli bir renk olarak kabul ediliyor. İnsanların mutlu oldukları zamanlarda yemek yemekten daha çok keyif aldıkları ve bu nedenle de sarının iştah üzerinde olumlu bir etkisi olduğu söyleniyor.

Kırmızı:

İştahı tetikleyen renkler arasında en fazla etkiye sahip olan rengin kırmızı olduğu belirtiliyor. Kırmızı insanın kan basıncını, kalp atış hızını artıran ve açlık hissi uyandıran bir renk. Bu yüzden özellikle de fast food restoranlarında çokça tercih ediliyor. Eğer sizin de iştahla ilgili bir probleminiz varsa yemek alanınıza biraz kırmızı ekleyerek etkisini test edebilirsiniz.

Turuncu:

Turuncunun beyni uyardığı, zihinsel aktiviteyi hızlandırdığı ve genellikle de açlık hissini körüklediği belirtiliyor. Sağlıklı yiyeceklerin pek çoğu da turuncu renge sahip; portakal, balkabağı, havuç bunlardan sadece bir kaçı… İnsanlara sıcaklık hissi veren turuncunun iştahı en çok uyaran renklerden biri olduğu bu nedenle de restoran ve pastanelerde sıkça kullanıldığı biliniyor.

İşte fastfood zincirinde dev firma olmayı boşa hak etmemişler, insanların iç güdülerine kadar her şeyi planlayıp hayata sokmuşlar, bize de tebrik etmek düşer…

Görevimiz ise daha iyisini oluşturmayı hedeflemek olmalı. Tüketici değil, üretici olmayı her yazımda mutlaka vurgularım. Zamanınızı ayırıp okuduğunuz için teşekkürler, umarım yararlı olmuştur, herkese mutlu bayramlar!

Hayatımızın Kalıtsal Düzeni ve Kalitesi

0

Düzenimiz bize güç kaynağı olabilecek ve hayat kalitemizi yükseltecek bir temeldir.

Bence herkesin farkında olmadan hayatı boyunca devam ettirdiği veya ettireceği bir hayat düzeni vardır, kendimizi bulma yolunda çok kademeli alanlardan biridir, kendimiz farkederek veya farketmeyerek keşfederiz, bu konudaki görüşlerimi elbette ki tek yazıda paylaşamam çünkü benim için çok geniş ve kademelidir.

Düzen kelimesi size ne çağrıştırıyorsa ondan başlayın.

Bu her insanın yaşayacağı sancılı bir süreçtir çünkü insan her zaman düzene ihtiyaç duyan bir varlıktır, tıpkı yönetmeye ya da yönetilmeye ihtiyaç duyduğu gibi.

İstisnalar hariç dağınık bir odada, masada ders çalışmak veya iş yapmak zorlaşır. Meslek sahibi olmadan, hayata atılmadan kendimizde uydurmamız gereken bir sistematiğe ihtiyacımız, sistemi kurmak için düzene ihtiyaç var kimi zaman hissedilmese dahi…

Hayatımızın düzeni, iş düzeni veya ev düzeni, önemli olan sizin neyi istediğiniz.

Düzen, ister istemez bize güç ve motivasyon kaynağı olur, her zaman kendimizi iyi hissetmemizi sağlar, bazen boşlukta hissetmemizin sebeplerinden birisi de düzensizlik olabiliyor.

Öncelikle yine kendimizle randevulaşıp benliğimizdeki şeylerle yüzleşerek adım adım ilerleyerek zamanla tıpkı parmak izi kadar kendimize ait sistematiği oturtmalıyız. Bu her konu için geçerlidir, nasıl uyku çekeceğinizden tutun da iş hayatınızdaki performansınızı nasıl çizip yöneteceğinize kadar alansal sistematikler oluşturup bunlara sadık kalmalıyız.

Düzen, kararlılık ve çaba gerektirir, nasıl ki uyku düzenini düzeltmek isteyen bir kişi bunu istedikten sonra belki biraz daha uykusuz kalmayı göze alacaksa, düzenimizi oturtmak için bir şeylerden fedakarlık yapmak gerekebilir.

Kendi iç istişaremizi yaptıktan sonra herhangi konuda oluşturacağımız düzene doğru adımlar atmak yaşam kalitemizi artıracaktır. Bunun için önce kendimizi düşünmeli ve ona göre kararlar vermeliyiz.

Yaklaşmakta Olan Dünya Ekonomik Krizi ve Türkiye’ye Etkisi

0

Günümüz Türkiye şartlarında artmakta olan enflasyon, kazandığımız maaşlara yapılan zam ile ters oran da artan pahalılık ve satın alınan ürünlere getirilen yüksek miktardaki zamlar, zaten geçim sıkıntısı çeken vatandaşlarımızdan birçoğunun hayatına olumsuz yönde etki etmeye başladı. Eğer gerekli önlemler alınmazsa bu gidişle de durdurulmak yerine bir çok ekonomistin öngörülerine göre şiddetini arttırarak devam edeceği tahmin edilmektedir.

Bütün bu bahsettiklerimiz, Türkiye’nin gündemini saçma sapan magazin haberleri veya iç çekişmelerle geçen siyaset gündeminden daha çok ilgilendirmektedir, fakat gel gelelim ki çoğu vatandaşımızın bu konuyla ilgili maalesef en ufak fikri dahi yoktur.

İçinde bulunduğumuz ekonomik bunalımın topyekun sebebi ise: Dünyanın günümüzdeki siyasi yapısı, geçmişteki ve günümüzdeki devletlerin ekonomilerine yön veren isimlerin yaptığı başarısız diploması ve duyarsız ekonomi hamleleridir.

Her geçen gün ülkeler arası artmakta olan siyasi kriz ve ekonomik yaptırımlar zaten geçmişten bize miras kalan dünya ekonomik krizi tehlikesinin ilerleyişini git gide hızlandırmaya başlamıştır.

Peki ya nedir bu yaklaşmakta olan dünya ekonomik krizi? Dünya’nın en güçlü, süper güç olarak tabir edilen ülkelerinden tutun da en seyrek nüfuslu ekonomisi dar ülkelerine kadar, devletler zaman zaman şiddeti ve büyüklüğü değişkenlik gösteren ekonomik problemlerle baş etmek zorunda kalmaktadırlar. Fakat ne yazık ki ülkeler finansal bir krizle karşılaştıklarında krizi düzeltici uzun vadeli önlemler almak yerine kısa vade de günü kurtaran önlem olarak tabir edebileceğimiz kolay yolu seçerek yani para basarak çözmektedirler.

Bu verdiğimiz örneği az önce saydığımız her türden ülkelerin merkez bankaları  maalesef ki yapmaktadırlar. Dediğimiz gibi bu yöntem kısa süreli fayda sağlasa da uzun vade de çözüm sağlamamakla birlikte gelecekte dünya da yaşayacağımız ekonomik krizin şiddetini arttırıcı hamleler olarak tanımlayabiliriz. Ülkelerin merkez bankalarının başındaki isimler ya bu ihtimali kestirememekte ya da umursamamaktadırlar. Yorumu sizlere bırakıyorum…

Büyük balığı bile boğabilecek fırtınalı bir denizi andıran dünya ekonomisinde ülkemizin durumu nedir? ve ülkemizi bekleyen tehlikeler nelerdir?

Her ne kadar siyasiler “ekonomimizin temelleri sağlamdır” diyerek ekonomik kriz tehlikesi yok deseler de bu deyişler artık inandırıcılığını kaybettirmiş durumdadır. Dünya ‘ya özellikle teknoloji ve sanayi ürünleri üretmeyen bir çok kaynakta dışa bağımlı bir ülke olan Türkiye, yıllardan beri kronik sorunlarla dolu     ekonomisini bir türlü düzeltememiştir. Zaten bu sağlıksız yapı içerisinde son yaşanan bir grup terör örgütünün hükumete yaptığı darbe girişimlerinden  sonra Türk ekonomisine olan güven de ciddi bir hasara uğramıştır. Çünkü bir ülkenin ekonomisine olan güven aynı zamanda o ülkenin siyasi ve bürokratik yapısına olan güvenle ayrılmaz bir bütünlük içerisindedir. Biri olmadan diğeri, diğeri olmadan da biri asla olmaz. Bu kısma kadar siyasilerin bize dayattığı ekonomimizin temelleri sağlamdır söylemini ele alıp analiz ettik.

Bir diğer bizi bekleyen tehlike ise, malum yeni ABD seçimleri ile yönetime gelen Başkanın izlediği ihracatı arttıran ve ham madde ithalatını kısan ekonomik politikası sebebiyle Türkiye ve benzeri dünya ‘ya ham madde pazarlayan ülkeleri zora sokmaktadır. Eğer bu politikayı diğer güçlü ülkeler de izlemeye başlarlarsa, dünya da ciddi bir ekonomik kriz kapıda olacaktır.

Dünya eski dünya değil, ekonomi de eski ekonomi değil artık. Dünyayı batmakta olan bir kapitalizm gemisine benzetebiliriz. Ve bu gemideki her ülke gemiyi beraber tamir etmek yerine kendilerine birer sal yapıp sadece kendilerini, kendi

ekonomilerini düzeltmek için her türlü yola başvurmaya başladı. Bu yöntem de ne kadar sağlıklı olur bilinmez, çünkü dünya üzerinde her ülke kendince; “Komşu komşunun külüne muhtaçtır” misali diğer ülkelere ekonomik açıdan muhtaçtır. Eğer bencilce siyaseti ve savaşı bırakmazsak hepimizin başı ciddi belada olacak.

Holiganlık ve Aşırı Fanatizm

0
Rus karikatürist Sergey Elkin tarafından holiganlık böyle resmedilmiş.

Tüm dünyayı her alanda kasıp kavuran aşırı tarafçılık her alanda insanlığımızı zedelediği gibi spor alanında da çok fazla tahribata sebebiyet verdi ve hala vermeye devam ediyor.

Ülkemizde pek çok sorun varken üzerine kendi yaşam sıkıntılarımız da eklenince tutunacak bir şeyler arayabiliyoruz ve bana göre en iyi motive kaynağı spordur. Buna rağmen bunu bile nasıl dehşete çevirebiliyoruz ?

 

Spor kesinlikle hayatımızda olması gereken bir şey fakat her şeyin olduğu gibi bunun da aşırıya kaçması artısından çok zarar getiriyor. Biraz daha özelleştirip kendi ülkemizden bakalım, Türkiye’de spor denince birçok kesim tarafından sadece futbol sanılıyor, evet maalesef ki bizim bile spor ile aklımıza gelen ilk şey futboldur. Bu konuda üzüldüğüm nokta tek bir seçeneğe kısıtlanmış olmamız fakat konumuz elbette bu değil.

Bir şeyi nasıl kullanıp yararlanmak istersek öyle faydalanırız. İçinde bulunduğumuz bir durumu nasıl çekmek istersek öyle çekebiliriz fakat sporun bize zarar ve ziyan getirmesini sağlamak bizim içler acısı ayıbımızdır. Gerek dünyada gerek ülkemizde nice canlar heba oldu bu yolda. O güzelim gençlerin suçu spor sevdasıydı belki de, canlarını kaybetmeselerdi dünyaya, insanlığa, ülkemize ne faydalar sağlayacaklardı, kim bilir?

Forma dendi, renk dendi, aşk dendi, ve sürekli birilerinin cepleri dolarken birilerinin cepleri statlarda boşaldı, ve bir yerden sonra sadece ticarete döndü bu da sporseverlerin birer savaşçıya dönmesinde büyük etken oynadı diye düşünüyorum. Zaten yeteri kadar ayrıştırıcı etkene sahipken spor kadar işlevli bir hobinin bizlere birleştirici bir etki sağlayamaması gerçekten üzücü.

Bir kişinin tuttuğu takım onun insanlığını etkilememeli, evet duygusal bir zaaf olmuş olabilir ister istemez, buna herkesin saygısı icap ederken yapılan saygısızlıklar da olumsuz etkilere sürükledikçe sürüklüyor.

Bu tarz şeylere her şeyimizi vermekten ziyade, sporun tadına varıp, kendimizi geliştirmekten taviz vermemek en iyisi diye düşünüyorum.

 

Savaş – Otonom Çağı Başlıyor

0

Başlığımızın da anlayabileceğiniz gibi “Otonom Çağı” yani “İnsansız Silahlar” devri artık başlamıştır. Bitmek bilmeyen projeler ve silahlar ile, Dünya ülkeleri birbirleriyle yarışmakta ve her biri daha iyisini yapmak için adım atmaktadır.

Afrin Operasyonu çevresinde gerçekleştirdiğimiz insansız hava araçlı saldırılarının başarılarını ve çok değerli askerlerimizin güvenliğini biraz olsun arttırmak büyük bir başarıdır.

Yapay teknolojinin hata payının olmadığı bir gerçek ve bu teknolojiyi Türkiye’nin de geliştirdiğini bilmek gurur verici.

Geçtiğimiz günlerde insansız tanklar, gemiler vs. araçlar geliştirilmeye devam ediliyor. Bu demek oluyor ki artık gelecekte insanlar değil, ülkelerin kendilerine ait robotların saha üzerinde olduğunu göreceğiz. En iyi, en güçlü ve en yetenekli savaş makinesini geliştiren ülke, söz sahibi olacaktır.

Umuyoruz ki ülkemizde bulunan dinamik beyinlerden faydalanıp her daim daha fazlasını yapmaya katkı sağlattırıp, Dünya’nın adaletini korumaya devam edebiliriz. Çünkü Dünya adaletini Türkiye’den başka koruyan hiçbir ülke olmadı, olmayacak…